*Rüveyda'nın huzur evin'de hosgeldiniz..*

Audici


Powered by Audici
Image Hosted by ImageShack.us

ALLAH'IM...

ALLAH'IM...
Doğduğum gün verdiğin o tertemiz kalbi, aynı temizlikte emanet etmeyi nasip eyle..
Kirlerden pak eyle bu kalbimi, parçalamaya meyl eden faniliklerden uzak eyle!

Senin verdiğin gönül de, Sen'in ile geleyim Ya İlahi..
Yalan tutsaklıklara esir etme bedenimi,
Üzerimde yalan ve yalnış hiç bir sevdanın izini bırakma,
Gönlüme her gireni, bana Seni getirdiği için seveyim,
Sana gelebilmek için sevileyim!
Gözeten Sensin her halimi.. Sen koru benliğimi..
Sana emanet ettim yüreğimi.. her halimi!
Dünya kuyusunda Yusuf(AS)'ın teslimiyetini ihsan eyle bu bedene,
Yakup(AS)'ın, Yusuf(AS)'a hasreti gözyaşı oldu ömrüne, gözlerinden etti hasreti..
Sabır ile duâsı ile kavuşturdun hem Yusuf'una hem gören gözlerine..
Senin için akan gözyaşına talibim Ya İlahi..
Öyle yanayım ki..
Yüreğimi aşkına kurban eyle!
Gözümün yaşı ile sabredenler gibi kavuşmak nasip eyle!
Sana kavuşmanın adı ise ölüm.. ölümü sevdir bana,
Soğuk deymesin şu dilime, en sıcak kelime olsun.. vuslatın adı..
Öyle yanayım ki.. Ya İlahi..
Ölümü özleyen bir beden de ben olayım!
Ölümlerin en güzeline talibim,
Faniliğe rağbet ettirme,
Ömrüme ömür bereketi ver ki.. Ellerim boş gelmeyim o en güzel kavuşma anına..
Ömrümü tükettiğim yerlerin adını, malımı harcadığım yerlerin adını güzel eyle..
Bedenimi yıprattığım yolları hayır eyle,
Hesabımı kolay, amelimi bol ve güzel eyle..
Öyle Yanayım ki.. Ya İlahi..
Senin için yaşayıp.. Senin için öleyim..
Öyle bir iman ver ki Ya İlahi.. Yalnızca senin için yanayım..
Sana gelmek için sevileyim

Amin

25/1/2010 | Kategori: DUA | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Ey Yüce Rabbimiz

Ey Rabbimiz! Şüphesiz güçlü olan Sensin.
Bilinmiyenleri bilen, hikmet sahibi Sensin.
Gönüllerimizi aç seni görsün ey Rabbimiz!

Hoşnut ve razı olduklarından olmayı nasip et.
Sen bizim Mevlâmızsın Sen bizleri affet.
Huzurlu kalple tefekkür edelim ey Rabbimiz!

Ey göklerin yerin yaratıcısı bizleri saptırma
Yüreğimizde müminlere karşı kin bırakma.
Sana inananların şanını yücelt ey Rabbimiz!

Bütün varlığımızla yöneldik, sığınırız Sana.
Sarılacağız hikmet dolu Kitabın Kur’ana.
Bizi itâât eden kullarından kıl ey Rabbimiz!

Halis mümin kullarını inkarcılarla deneme.
Zulümlerine uğratıp kafirlere boyun eğdirme.
Rahmet kapılarını aç bize ey Yüce Rabbimiz!

Ya Râb! Yüreklerimiz ezik yüzümüz yerde.
Ölümün şiddetine karşı yardım et bizlere,
Bağışla, affeyle, lütfu bol olan Ey Rabbimiz!

Salih amellerimizi hayırla sonuçlandır.
Bütün övgüler sanadır, bizlere sabır yağdır.
Rahmetini serp taşlaşan ruhumuza Rabbimiz!

Ey Rabbimiz canımızı müslüman olarak al.
Muhammed gülüne eyle bizleri yeşeren dal.
Bizi ebedi cennetinle selamla ey Rabbimiz!

Rahmetinle tut bizleri ateşe düşmemek için,
Semaları ve arzı örten nurunun hakkı için.
Kalbleri dilediği yöne çeviren ey Rabbimiz!

Ya Rabbi! Sensin göklerin yerlerin nuru.
Sensin Mevlâmız, azabından bizleri koru.
Korkusuz kalpten sana sığınırız ey Rabbimiz!

Dönüş Senin huzurunadır, Sana yöneldik.
Bize katında rahmet ver, Sana güvendik.
Bizleri sevginle sevdalandır ey Rabbimiz!

Tevbeleri yalnız sen kabul eden, acıyansın.
Bizlere acı, Sen acıyanların en hayırlısısın.
Azabından sevgine sığınırız güzel Rabbimiz!

Yâ Rab! Bu kulların buyruğuna boyun eğer.
Salih dostlarına, dünyada, ahirette güzellik ver.
Kalpleri nurunla sarıp okşayan ey Rabbimiz!

Ya Rahman duamızı kabul et, bizden razı ol!
Ya Rahim hiç şüphesiz, rahmetin ihsanın bol!
Armağanımızı Cennet eyle, ey Yüce Rabbimiz!

Güçlü olan Sensin, çok veren yine Sensin.
Sensin Rahman, Sensin Rahim, Sen Teksin.
Ey ayıpları örten, dermanımızsın ey Rabbimiz!

Nura götüren Peygamberimizin şanını artır,
Cenneti âlânın en yüksek makamına ulaştır.
Rasulümüze salât ve selâm olsun ey Rabbimiz!

Senden önce olan bir şey yoktur, Sen ebedisin.
Senden sonra kalacak varlık yoktur Sen ezelsin.
Nurunla Sana koşmayı bize nasib eyle Rabbimiz!

Medine-i Münevvere 1403H.
Ali Kılıç Kakiz


23/1/2010 | Kategori: SIIR | Yorum (0) Yorum yaz! |

Tevbe ve Şeytan‏

Mehmet ILDIRAR


Tevbe, günah işlemekten duyduğumuz pişmanlıktır. Bu pişmanlıkla o günahı bir daha yapmamaya azmederiz. Tevbe edenin bir daha günaha dönmemesi icap eder. Fakat yine günaha dönerse yeniden tevbe lazım gelir.

Ne var ki aynı günahın tekrarlanması tevbenin samimiyetinde noksanlık olduğunu gösterir. Dinimiz günahkâr olanın günahlarına tevbe etmesine önem verdiği kadar, tevbeyi bozmamasına, günaha yeniden dönmemesine de o kadar önem verir.

Günaha döndüren, tevbeyi bozan sebeplerin en başında şeytan gelir. Şeytanın vesvesesi ve aldatmasının tesiri altında nefs de insana günahı güzel gösterir.

Dünyada hiçbir insan yoktur ki ona bir şeytan musallat olmasın. Her insana doğduğu anda bir şeytan musallat olur. O şeytan da insanı yoldan çıkarmak için uğraşır. Tek istisnası Peygamber s.a.v. Efendimiz’dir. O buyurmuştur ki: “Benim şeytanım Allah’ın kudreti ile müslüman olmuştur. Bana hayrı emretmekten başka bir şey tavsiye etmez. Beni günaha sevkedici bir vesvese vermez.” Efendimiz s.a.v.’in dışında bütün velilerin, bütün alimlerin, bütün müminlerin muhakkak bir şeytanı vardır.

Şeytan, Adem Aleyhisselam yaratılmadan önce var idi, onun yaratılışını gördü. Yaratıldıktan sonra da Adem Aleyhisselam’a ve çocuklarına düşman kesildi. Kur’an-ı Kerim’de “Bir zamanlar meleklere ‘Adem’e secde edin!’ demiştik. Hemen secde ettiler, yalnız İblis hariç. O diretti.” (Taha, 116) buyuruluyor.

Şeytanın secde etmemesini müfessirler şu sebeplerle açıklıyorlar: Birincisi, İblis, Adem Aleyhisselam’a türlü nimetler verildiğini gördü. Allah Tealâ Adem Aleyhisselam’ı halife yaptı, onu ilimle, bilgiyle donattı. Bu yüzden İblis’in kıskançlığı galeyana geldi. İkinci olarak, İblis, “Ben ateşten yaratıldım, Adem topraktan. Ateş topraktan üstündür.” diyerek gurura kapıldı. Üçüncüsü Adem Aleyhisselam’ın genç, kendisinin ihtiyar olmasıydı. Bu da hasedine sebep oldu.

Hülasatü’l Beyan’da, Araf suresinin tefsirinde ilk defa kıyas yapanın İblis olduğu, kendi görüşüyle kendine kıymet biçtiği ve bu kıyasla “Ben Adem’den hayırlıyım” diyerek ilâhi emre karşı geldiği bildirilmektedir.

Allah Tealâ şeytanın düşman olduğunu açıkça bildirmiştir: “İblis secde etmeyince, ey Adem, dedik. Bu hem senin için hem de zevcen için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın. Sonra yorulur, meşakkat çekersiniz. Zira ey Adem, senin için cennette acıkmak ve çıplak kalmak yoktur. Burada sen susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın.” (Taha, 117-119)

Şeytanın kandırmasına kapılmamak, ona uymamak farzdır. İmam Gazalî Hazretleri de “Şeytanın kalbe giriş yollarını kapamak vaciptir.” buyuruyorlar.

Ebussuud Efendi, “Andolsun biz, daha önce de Adem’e ahit vermiştik. Ne var ki o unuttu. Fakat onu günah işlemekte kararlı bulmadık.” (Taha, 115) ayetinin tefsirinde, Allah Tealâ Hz. Adem ve Hz. Havva’ya bir ağaçtan yememeyi onların menfaati icabı olarak emretmişti, buyuruyor. Allah Tealâ bu ayet ile hem şeytan sizi aldatmasın, hem de siz şeytana aldanmayın buyuruyordu. Bu ağacın yasaklanması insanoğlunun menfaati icabıdır, ama onlar düşmanları olan şeytanın sözüne aldandılar. Bu mananın yanı sıra, Hz. Adem ile Hz. Havva’nın emri unutarak böyle yaptıkları anlamı da verilmiştir. “Fakat onu günah işlemekte kararlı bulmadık.” ayetinin sebebi, Adem a.s.’ın sonradan pişman olup tevbe etmesine bağlanmıştır.

Bütün bu ayetler kıyamete kadar gelecek olan ümmet-i Muhammed’e korunmaları gereken hususları ve uymaları gereken emr-i ilâhiyi bildirmektedir. O da şeytanın düşmanlığından bir an olsun gaflete düşmemeye gayret etmek ve işlenen günahlara samimiyetle tevbe edip bir daha yapmamaktır.

18/1/2010 | Kategori: ISLAM | Yorum (yok) Yorum yaz! |

NAMUSUYLA YAŞAMAK‏

 

NAMUSUYLA YAŞAMAK
 106. Sayı
 Ekim 2009
İyi ki din var
   


Günümüzde en büyük yuva düşmanlarından birisi, eşlerin namuslarını korumamaları, yani birbirlerini aldatmalarıdır.

Kaçamak yapanlar, çok şeyi kaybedebilirler. En başta eşini, çocuklarını, yuvasını, huzurunu, kendine saygısını, belki işini ve kariyerini, saygınlığını, hatta hayatlarını...

Birkaç dakikalık bir zevk, kısa bir dönemlik macera için her şeyi riske atmışlardır. Oysa eşler, Allah’ın gösterdiği yola uyup temiz olanı seçseler, diğer bir deyişle, helal olan bir seçim yapsalar, her açıdan rahat ve huzurlarını koruyacaklar. Kendilerine güvenleri artacak hem karşılıklı sevgi ve saygı muhafaza edilecek hem de sağlam aile bağları oluşacak.

Ailede mutluluğa kavuşmanın ana yolu, eşlerin dinlerini yaşamalarından geçer. Çünkü dinin haram olarak belirlediği yasaklara dikkat eden eş, hem kendisini hem de yuvasını her türlü olumsuzluktan koruyacaktır.

Bir mütefekkirin şu sözü ne kadar manidardır. “İyi ki din var. Eğer din olmasaydı, ben hanımıma (namusunu koruma açısından) ve işçime (malım mülküme sahip olma açısından) güvenemezdim.”

İslam’ın koyduğu temel esas olan can, mal, akıl ve din emniyetinin yanı sıra, ırz ve neslin korunması ilkesidir. İslam’da evliliğin bir gayesi de şehevi arzuların, ihtiyaçların meşru yollarla tatmin edilmesini sağlamak ve böylece zinadan korunmaktır

Zina, dinimizce en büyük günahlardan biridir. Zina, sadece tarafları ve tarafların yakınlarını ilgilendiren şahsi bir suç değil, bu, tüm toplumu, toplumun temel nüvesi aileyi kökünden sarsan, insanlardaki namus ve iffet duygusunu rencide eden, ahlaksızlığın yayılmasını hızlandıran toplumsal bir beladır. Cenabı Hak bu hususta ayeti kerimelerinde şöyle buyuruyor: “Zinaya yaklaşmayın. Doğrusu o büyük bir hayâsızlıktır, kötü bir yoldur.” (İsrâ; 32)

Şüphesiz namus ve şerefin korunmasının en güzel yolu, iffetli olmaktan geçmektedir. Zira iffet, insanın süsü, ziyneti ve namus anlayışının göstergesidir. İffet ve namus duygusu, insanlarda doğuştan var olan ve onu diğer canlılardan ayıran en belirgin bir niteliktir.

İffet duygusu, bir müminin kötülüklere, çirkinliklere, haramlara bulaşmasını önleyen bir kalkandır. İffetli müminin kapısı, Allah ve Resulüne, dolayısıyla kendisine ve başkalarına karşı saygısızlık içeren her türlü çirkinliğe kapalıdır. İffetsiz insan ise her türlü kötülüğü işlemeye elverişlidir.

Namus sadece kadına mı lazım?

Namus, sadece kadın tarafına yüklenmesi gereken bir husus değildir. İffetli ve namuslu yaşamak, kadın-erkek her insanda bulunması gereken üstün manevî bir özellik, ahlakî bir güzelliktir. Evli erkek ve kadın, birbirleri üzerine örtü olmuş bireylerdir ve birbirlerinin namusunu koruma ve gözetmede ortaktırlar.

Kur’anı Kerim’de bu husus şöyle ifade edilmektedir. “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, (yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, ziynet (yer)lerini göstermesinler.” (Nur; 30-31)

Ayeti kerimede belirtildiği gibi Cenabı Hak, hem erkeklerin hem de kadınların namuslu olmalarını emretmektedir. Ne yazık ki ülkemizde, erkeklerin eşlerini aldatması normal kabul edilebilmektedir. “Erkektir, elinin kiridir, yapar ama döneceği yer yine evidir” düşüncesi ve söylemi, hem çok çirkindir hem de kesinlikle İslam’la bağdaşmaz.

Ailede, sadakat sadece kadından beklenmemeli, erkek de hanımına karşı sadakat duygusu içinde olmalıdır. Günümüzde erkeklerin gayrimeşru işlere girmesi övünülecek bir husus olarak benimsenirken, kadının gayri meşru hareketlerinin cezası, ölüm olarak telakki edilmektedir.

Şu iyi bilinmelidir ki; İslam’da kadın ve erkek, haram ve helal konusunda sorumluluk açısından birdir. İslam’a göre zina cezası, erkek ve kadın için aynıdır. Yine, zina yapan erkekle zina yapan kadının kazanacağı günah da aynıdır. Erkekler eğer hanımlarından sadakat bekliyorlarsa kendilerinin de bu konuda sadakat göstermeleri gerekir.

Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi vesellem) şu uyarısını erkeklerin iyi anlaması gerekir: “Başkalarının hanımlarına iffetli davranın ki sizin hanımlarınız da iffetli ve namuslu olsunlar.” (Hakim, Müstedrek, 4/154.)

Bu hadisi şerifin manasına uygun, şu hikâyeciğe yer vermeyi faydalı görüyoruz. Bir şehirde namuslu bir aile varmış. Koca kuyumcu, kadın ise ev hanımıymış. Bir gün kadın her gün süt getiren erkek satıcıdan süt almak için kapı aralığından tenceresini uzatmış. Ama sütçü önceden yapmadığı bir şeyi yapmış. O gün kadının elini şehvetle tutuvermiş. Kadın tencereyi hemen bırakıvermiş. Sütçünün yaptığına çok üzülmüş. Kocası evine geldiği zaman ağlayarak, söyle bugün ne yaptın ki benim başıma şöyle bir iş geldi” diyerek olanı anlatmış.

Bunun üzerine adam şöyle bir itirafta bulunmuş: “Evet, hanım özür dilerim. Bugün hiç yapmadığım bir işi yaptım ve bilezik almak isteyen bir kadın, takamıyorum bana yardım et, deyince, bileziği koluna takarken, bunu sanki zor oluyormuş gibi geciktirerek yaptım ki, kolu bir iki saniye daha çok elimde kalsın, diye düşündüm. İşte senin başına gelenin sebebi budur.” demiş.

Zina’ya götüren şeylerden kaçının!

İslam, zinayı yasakladığı gibi insanları zinaya sürükleyebilecek şeyleri de yasaklamıştır. Merak eden, bakmak isteyecek, bakan; sonra onu tutmak isteyecektir. Tutsa bu kez de sahip olmak isteyecektir. Çünkü şehvetin mayasında bu vardır. Sonra zina vuku bulacaktır. Zina ise yasaklanmıştır. Bir şey yasaksa ona götüren her şey de yasaktır.

Cinslerin serbestçe karışımını önlemek, kadınların süsleri ve makyajlarıyla yabancı erkeklere görünmesinin önüne set çekmek, erkeklerle kadınları uzun süre bekâr kalmamaya teşvik etmekten başka; toplumun bir başka deyişle halkın gözlerini, dillerini, kulaklarını, kalplerini herhangi bir çirkeflikten kurtarmak, ancak İslâm’ın edep anlayışının hâkim olmasıyla mümkündür.

İnsanın, organlarını zinaya götürecek hareketlerden koruması gerekir. Organların zinası olabileceğini Peygamberimizin şu hadisinden öğrenmekteyiz: “Hiç şüphe yok ki, Allah Âdemoğluna zinadan nasibini yazmıştır. Buna kesinlikle erişecektir. Gözlerin zinası bakmak, dilin zinası da konuşmaktır. Nefis temenni eder ve şehvetlenir. Ferç (avret mahalli) de ya bunu tasdik eder ve (yahut da) yalanlar.” (Buhari, İstizan 12)

Evli veya bekâr olan Müslüman kardeşlerimizin hem büyük hem de küçük zinadan korunabilmeleri için dinimizin tavsiye ettiği tedbirleri biraz daha detaylı ele alalım.


   
Tesettür en büyük korunak

Dinimiz, kadınların örtünmelerini emrederken erkeklerin de bakışlarını tutmalarını isteyerek cinsel günahlara geçit vermemiştir.Giyinmenin nedeni, iffetin ve namusun sembolü olmasından da kaynaklanır. Örtünme; iki cinsin birbirine karşı gayrimeşru eğiliminin yaygınlaşmasını ve kadınların erkekleri tahrik etmesinin önüne geçmenin adı sayılabilir. Her ne kadar hanımların avret yerlerini örtmek şeklinde anlaşılsa bile asıl tesettürü, kadının yabancı erkeklere karşı bir sınır ve mesafe koyması şeklinde anlamak gerekir.

Tesettürün, özellikle kalbinde art niyet olan erkeklerin tacizlerine karşı hanımların en büyük sığınağı olduğunu Yüce Rabbimiz şöyle haber vermektedir: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle; (yabancı erkeklerin yanında, üzerlerini vücutlarını kapatan dış elbiselerini giysinler) Böyle giyinmeleri Müslüman olarak tanınmaları, dolayısıyla sataşmaya uğramamaları için daha uygundur. Allah yargılayıcıdır, bağışlayıcıdır.” (Ahzab; 59)

İslamiyet, hanımlardan yabancı erkeklere karşı alabildiğine örtünmesine isterken, Müslüman hanımın kocasına karşı da yerine göre; alabildiğine albenili, güzel, alımlı, bakımlı, cilveli olmasını ister. Yine, İslam’a göre kadının bütün vücudu kocasına helaldir. Hanımlar en güzel kıyafetleri ve güzelliklerini, sadece kocası için sunmalı ve onu dışarının büyülü dünyasından, evine çekmeyi ve bağlamayı bilmelidir.

Eşler bilmelidir ki; başkasında cazip gibi görünen özeliklerin tamamı kendi eşlerinde de vardır. Ayrıca, karı ve koca eşlerini başkalarıyla kıyas etmemelidirler. Çünkü herkesin özelliği farklıdır. “Çirkin insan yoktur, süslenmeyen insan vardır” sözü bu açıdan doğrudur. Kişiler, eşlerinin üstün ve güzel yanlarını görüp onunla mutlu olmaya ve ailelerini mutlu etmeye çalışmalıdırlar.

Bu hususta yaşanmış bir hadiseyi, bir arkadaşımdan dinlemiştim. Arkadaşımın tanıdığı kişi, kendi evinde eşiyle beraber bir film seyrederken, filmde gördüğü aktrise, iç geçirircesine “Kadın dediğin böyle olmalı” der.

Bu sözü duyan hanımı ise sesini çıkarmaz ama çok ağırına gider. Evin hanımı bir müddet sonra, yine aynı filmde yer alan yakışıklı aktör ekrana çıkınca da “Erkek dediğin böyle olmalı” diyerek kocasına lafı yapıştırır. Bu sözü duyan erkek, çılgına döner. Evde büyük bir kavga çıkarır. Çıkarır ama aslında hatalı olan erkektir. Evet, gerçekten ufacık bir kıvılcım, ormanlar yakar. Ufacık bir söz yuvalar yıkar.

Yüce Allah, Kur’anı Kerimde bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Ey peygamber hanımları, siz diğer kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takvalı kimseler iseniz, edâlı ve yumuşak söylemeyin. O takdirde kalbinde hastalık bulunan kimse umutlanır. Siz hep uygun söz söyleyin. Evlerinizde oturun. İlk cahiliye zamanındaki gibi açılıp saçılarak, salınıp yürümeyin. Namazı da dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Ey ehl-i beyt, Allah sizden ancak kiri giderip tam anlamıyla sizi temizlemek ister.” (Ahzab; 32-33)

Müslüman hanım ve erkeklerin, karşı cinsten kişilerle, ister yüz yüze, ister telefon, ister sanal görüşme (chat) gibi imkanlarla muhabbet etmeleri ve konuşmalarının gayri meşru ilişkilere sebep olduğu da bir gerçektir ve son derece yanlıştır.

Ne yazık ki evli de olsa kimi erkek ve bayanların, internetten tanıştıkları karşı cinsten kişilerle sanal görüşme yapmaları, samimi muhabbetlere girmeleri, çoğunlukla aile facialarıyla sonuçlanmaktadır. Böyle uygunsuz görüşmeler neticesinde, nice yuvalar yıkıldı gitti. Ahirette verilecek hesap da cabası.

Kötüye bakmak

İslâm’da namahrem (nikâhı düşen) kadınlara bakılması haramdır. Zira bütün ahlak dışı münasebetler, bakışmalarla başlar. Bakışmalar, ahlaksızlığı derece derece yükseltir.

Kalbin ana girişi gözdür. Şehvetli bir bakış, karşı tarafın belki davetkâr bir gülüşüne sebep olabilir. Bir gülüş konuşmaya, konuşma buluşmaya, buluşma ise zina gibi korkunç durumlara götürebilir.

İnsanoğlu yaratılışı icabı, özellikle erkek cinsi, çabuk tahrike kapılan bir yaratıktır. Evde, okulda, işyerinde, pazarda, TV’de ve her yerde, açık kadınlarla muhatap olan erkekler, yoğun bir cinsel tahrikin ve yönlendirmenin kurbanı olmaktadırlar.

Öyleyse zina fiilini önlemek için en mühim ön tedbirlerden biri, göze hâkim olup şehvet nazarıyla harama bakmamaktır. İslâm âlimleri, harama bakmanın, kalbi bozan en mühim amillerden biri olduğunu kabul etmektedirler. Hatta seleften bazıları, “Namahreme nazar etmek, kalbe düşen zehirli bir oktur.” demişlerdir. Zehir nasıl zahiri vücudumuzu bozarsa manevi bedenimizi de öyle bozacaktır.
Açık saçık görüntülere bakmak, müstehcen içerikli filmler seyretmek ve buna benzer muhtevada yayın yapan internet sitelerine girmek, namus ve iffet için en büyük düşmanlardandır.

İşte Cenabı Hak, ailelerin, dolayısıyla toplumun saadetini zedeleyen felaketleri, Kur’anı Kerim’de ayetleriyle ve gönderdiği peygamberiyle bize haber vermiştir. Kuran’ın emirlerine ve peygamberimizin hadislerine uyulduğu zaman, karı koca arasındaki muhabbet ve iyi münasebet devam eder, mutlu bir hayat yaşarlar. Böylece hem dünyada mesut olurlar hem de ahirette saadete kavuşurlar.

HASAN ÇALIŞKAN

17/1/2010 | Kategori: ISLAM | Yorum (yok) Yorum yaz! |

ALLAH’ IN İPİNE TOPLUCA SARILMAK

ALLAH’ IN İPİNE TOPLUCA SARILMAK

Bütün sıkıntısına rağmen Allah için cemaat olmak, yalnızlıktan hayırlıdır. Nitekim rahmet peygamberi s.a.v. şöyle buyuruyor: “cemaat rahmettir(birlik beraberlik) feragat ise azaptır.” Çünkü müminler her vakit birbirine muhtaçtır.
Din konusunda birbirine yardımcıdır. Bu zamanda kendi kendime Allah ‘a ulaşırım diyen kimse kendini kandırıyor nitekim bizler sünneti yaşamayı cemaatten öğreniyoruz.
 Şahı Nakşibend k.s şöyle buyuruyor: “bizde Rahiplik yok, dağ başına çıkmak yok, bizde şehre inip günahları yapmaksızın Allah ‘a ibadet etmek var.” Abdulhalık güjdavani k.s. şöyle buyurmuş: “halvet der ercümen (zahiren halk ile batinen hakla) önemli olanda budur.
Bu mertebeye ulaşmak çok zor. Ama mümin zoru başarmak için vardır. Cenabı hak ayeti kerimede şöyle buyuruyor: “topluca Allah’ın ipine sımsıkı yapışın.” Allah’ın ipi kuran i kerim ve sünneti seniyedir. Biz bu iki şeyden uzaklaşırsak birbirimize olan muhabbetimiz artmaz tam tersine eksilir. Allah ‘a götüren en kestirme yol cemaat ruhudur.
Bu belalar ve bu musibetlerin gelmesinin sebebi kuran ve sünnetten uzaklaşmamızdan gelmektedir. Her kafadan bir ses çıkarsa din yaşanmaz hale gelir. Biz Müslümanlara, birlik ve cemaat halinde dini yaşamak, ilahi vazifeleri yerine getirmek farzdır.
 Efendimiz sav bir hadisi şerifte: “ben size iki ağır şey bırakıyorum birincisi hidayet nurlarına sahip olan kuran-ı kerimdir. İkincisi benim ehli beytimdir.” Biz bunlara tabi olduğumuz müddetçe cemaatizdir ama ayrıldık mı işte felaket ondan sonra başlar.
Cüneyd-i bağdadi k.s şöyle buyurmuş: “içinden cenabı hakla, Vücudun ile halkla beraber ol ve kim ki zahiren insanlardan ayrı kalırsa, o cemaatin dışındadır. Cemaatin dışında kalan kimse dalalete girer. Ve kim ki dalalete girerse cehenneme girer.” Efendimiz sav bize neyi getirdiyse onu başımıza koyar kabul etmeliyiz.
Nitekim şahı Nakşibend k.s şöyle buyurmuştur: “bizim yolumuza yüz çeviren her kimse o dininde hata yapıyor.” Ve başka sözünde şöyle buyuruyor : “yolumuz en yakın yoldur.” Üveysi karan-i hazretleri bir gün herm b. Yayan –a şöyle vasiyet ediyor: “sakın ha cemaatten ayrı kalayım deme yoksa haberin olmadan dininden ayrı kalırsın odan sonra cehenneme girersin.” Bizler şunu çok iyi bilmeliyiz, şeytanın yolları çoktur onların sonu da cehennemdir.
Hidayet yolu da birdir oradan Allah-a ulaşan cennete gider.o yolda cemaat yoludur.
Eba şame rh.a : ne zaman ki cemaate uyma emri geldi artık herkes cemaate uyması şarttır. Nitekim cemaatten maksat, hakka ve hakka uyanlarla beraber olmaktır.
Hak ehli az olsa bile onlarla beraber olmak lazım ve şu müminler tarafından çok iyi bilinmeli: hak yolundakilere karşı olanlar çok olsalar bile bizler haktan yana olmalıyız.” Beyhak-i hazretleri şöyle buyuruyor: “cemaat bozulursa sakın ha sen bozulma önceden Cemaat ın yaptığını tek kalsan bile gayret ederek yapmaya devam et ki sen cemaat olursun” bilindiği gibi ümmet bir çok fırkaya ayrılmıştır.
Akli selime sahip olan kendini bu fırkalardan ayrı tutup sünnet ile amel eden kimselerin safında durması ve onlar ile hareket etmesi lazım. İyiler ile beraber olmak, hakla beraber olmak demektir. İslamiyetin tek hedefi topluca yaşayıp büyük rehberin izinden, hakka olaşmaktır.
Nitekim efendimiz sav şöyle buyurmuştur: “ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır. Bir tanesi hak yolda diğerleri dalalet üzeredirler.” Hak yolda olan fırka, fırka-i naciyedir. (kurtulan toplum) cenabı hak hiç kimseyi bu topluluktan ayırmasın.
Tasavvuf demek kalp temizliği demektir. Bu seçilmiş insanlar cemaatten uzak kalmadılar bunun içindir ki cenabı hak onları başımıza taç etti.Alaeddin atar k.s şöyle buyuruyor: “zahiren cenabı hakkın şeriatına ve içinden hakka bağlan .” bu yolda ki dostlar ara sıra toplanıp yemek yemeleri bile cemaat için büyük bir muhabbettir.
Bir gün bazları efendimizin huzuruna çıkarak ya Resulüllah biz yemek yiyoruz ama doymuyoruz nedeni nedir. : “ herhalde ayrı ayrı yemek yiyorsunuz .
cemaat olarak toplanıp cenabı hakkı zikrederek yemek yemelisiniz o zaman yemeğinizde bereket olur.” Ashabı süffe hep beraber yaşıyordu birbirlerinden ayrılmıyorlardı.
 Bizde her zaman hatmede beraber olmalıyız.
 Cenabı hak bizleri ipi olan kurandan ayırmasın. Amin...
Enver BAĞATEKİN

12/1/2010 | Kategori: ISLAM | Yorum (0) Yorum yaz! |

<Önceki Yazilar |