Yürümek için dik duruşu ve gönüllü olan yolcu gerek dedik. Ama bir de yol gerek… Bu yol ki… Dosdoğru yol… hedefine şaşırtmadan ulaştıran, güzelliğe, mutluluğa götüren yol…
Yol belli yolcu belli… Peki sorun ne ki? Yol dümdüz önümüzde ve ilk biz yürümeyeceğiz… Yani yanlız değiliz. Yürümeyi öğretenler dimdik önümüzde bütün heybetleriyle.
Peki.. Biz nerdeyiz?
Herşey yürüyor, zaman, ömür, gençlik, sağlık, herşey su gibi akıp gidiyor… yürümüyor adeta koşuyor. Peki biz yürüyormuyuz? Bu yolu bilmeden anlamadan ve en önemlisi sevmeden yürüyemeyiz ki? Herşey yürürken biz nerdeyiz? Hangi oyunda oynaştayız? Yürümeyi biliyormuyuz? En önemlisi yürümek istiyormuyuz?
Cevabınız evetse eğer önce gönlünü ayağa kaldır. Oturanlar yürüyemezler, hele yatanlar hiç… Ama ayaklarınla değil gönlünle yürüyeceksin bunu bil….
Gönülle yürüdünüzmü hiç….
Yürüyenler dedim ya onlar, o aşıklar ayaklarıyla değil gönülleriyle yürürler… Öyle yürürler ki!!! Onları sular boğmadı, ateşler yakmadı. Onların yollarını guvercinler sakladı… O sevda elleri…
Şimdi yürüyenler gibi edebiyat yapıp lafla peynir gemisi yürütmeye çalışmadılar.
Söyleyip anlatıp yatmadılar… zaman üstü, mekanlara geçtiler Hakka yürüdüler ve Hakka ulaştılar… Yol doğru yolcu doğru ama yürüyüş bozuk olursa varılmıyor menzille…
Hepsi dosdoğru olmalı…
DOSDOĞRU…..
İşte dostlar..
Yol dosdoğru Tevhid yolu.. İlk insan, ilk yol göşterici Hz. Adem'le başlayıp alemlerin rahmet, sevginin öğretmeni Hz. Muhammedle tamamlandı ve kıyamete kadar bu yolun yolcuları olucak...
Yol dosdoğru, yürüyenlerde dosdoğru... Bu yola yakışırmıyız ki bilmem. Bu yol ki menfaat için satılmaz, iki kuruşluk sevdalar için terk edilmez.
hele hele
Bu yolda başıt insanlar yürüyemez.!!
Önce gönlümüze bir yolculuk yapalım... Ta derinliklerine yürüyelim... Gönlümüzü bulursak sahibinizide buluruz.. İnşallah
Güzel gören güzel düşünür,Güzel düşünen hayatından lezzet alır. -Bediüzzaman Said Nursi- *Vermek istemeseydi, istemeyi vermezdi. - Said-i Nursi - *Küçük şeylere fazla önem verenler ellerinden büyük şeyler gelmeyenlerdir. -Eflatun- *Ya olduğun gibi görün;Ya da göründüğün gibi ol!... -Mevlana- *Her söylediğin söz doğru olmalı,fakat her doğruyu söylemek doğru değildir. -Said-i Nursi- *Ağaçtan kopan yaprağın akıbetini rüzgar belirlermiş.......... *Ölümden niçin korkarsın;Korkma ebedi varsın!... - Yunus Emre- *Sakladığın bir sır senin esirindir.Açığa vurursan sen onun esiri olursun. -Hz.Ali (R.anh)- *Bilgisiz bir kimse savaş davuluna benzer, sesi çok, içi boştur. -Sadi- *İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar. (Hadis-i Şerif) *Günahlarını azaltki, ölüm sana kolay gelsin. (Hadis-i Şerif) *İnsanlara layık oldukları değeri verin. (Hadis-i Şerif ) *İnsanlarla öyle iyi geçin ki ölümüne düşmanların bile ağlasın... -hz. Ali(r.a.)- *İnsanın değeri bilgisi kadardır. -Hz. Ali- *Gördüklerim, Görmediğim yaratıcının varlığına inanmaya beni mecbur ediyor. -Emerson- * İyilerin tembelliği,kötülerin faaliyetidir. -M.A.ERSOY- *her arayan bulamaz ama bulanlar arayanlardır *günah yasak olduğu için acı vermez, acı verdiğin için yasaktır.(goethe) *Öyle horozlar vardır ki öttükleri için günesin doğduğunu sanırlar. (G.DUMANT) *Ayakta ölmek diz ustu yasamaktan daha iyidir. (F.D. ROOSEVELT ) *Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz. (LUKIANOS ) *Görev; büyük şey yapmak değil, gerekeni yapmaktır. (DR.A. CARREL ) *İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanmaz. (KAZANCAKIS ) *Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar. (MEVLANA) *İnsanlar kötülüğü, arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için yaparlar. (J.S.MILL ) *Ok düz olmasaydı, doğru gitmezdi. (YUSUF HAS HACIB) *Tilki kümesi iyi tanıyor diye bekçi yapılır mı? (H.TRUMAN) *Tohum ek, vermezse toprak utansın. (N. F. KISAKUREK ) *Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz. (ARAP ATASÖZÜ) *Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun. Niye bugünden başlamıyorsun? (EPIKTETOS) *Düşünmek ve söylemek kolaydır, fakat yapmak ve özellikle başarıya ulaşmak zordur *Yerinde sayanlar, yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarırlar. (OSCAR WİLDE) *Savaşırken ölenleri kahraman yapan, ölümleri değil, ölümlerinin nedenleridir. *Sonsuz da olsa Onsuz hayat bir hiçtir. (AKİF CEMİl) *İnsanın üç dostu vardır: 1. Şahsİ dostu, 2. Dostunun dostu, 3. Düşmanının düşmanı. (Hz. Alİ) *Ne Cennet Sevdası,Ne Cehennem Korkusu; Yalnızca ´´O´´ nun Rızası... *Ben âlimim diyen, cahilin ta kendisidir. (Hz. Ömer) *İsteyen de aciz istenen de! *Kaptanı Nuh olan denizin dalgasından korkmaz! *Ne kadar bilirsen bil, anlatabildiklerin, karşısındakinin anlayabildiği kadardır. (Mevlânâ) *Birden ortaya çıkan ve zahmetsizce gelenler, aniden kaybolur ve sessizce giderler. *Cehalet denen muzır varlığın yerde yeri yok ama gelin görün ki başlarda taht kurup oturan da o. *Bazı kimseler ezbere konuştukları kadar ezber çalışsalardı Kur’an hafızı olurlardı. *Nefsin nefesini kesmezseniz nefis ve şeytan bir gün keser sizin nefesinizi! *Bilerek bir karıncayı ezen, başına bir şey geleceğinden korkmalıdır. *Kendi eksiklerini göremeyenler, kusurlarını asla telafi edemezler. *Kaba söz ve davranışlar ruhunda kabalık olanların dışa akseden hırıltılarından başka bir şey değildir. *İşlenen günahlar ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın rahmeti her zaman daha büyüktür. *Kusura mazeret arama kusuru katlama demektir. *Ummak umutlara erişmeye yetmiyor. Beklemek hayalleri gerçeklertirmeye yetmiyor. *Ne kadar hayat yaşadıysanız o kadar ölürsünüz. *Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır. *Bilmediğini bilmek en iyisidir. Bilmeyip de bildiğini sanmak tehlikeli bir hastalıktır. *İki şey dünyaya hükmeder; biri kılıç, diğeri düşünce. Kılıç, eninde sonunda düşünceye yenilir. *Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. *Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmaz ise; insan da acı çekmeden olgunlaşmaz. *İyi geçen bir gün nasıl mutlu bir uyku getirirse, iyi geçen bir ömür de mutlu bir ölüm getirir. *Boş bir çuval dik durmaz. *İşe kesinliklerle başlayan, şüphelerle bitirir. Şüphelerle başlamaya razı olan, kesinliklerle bitirir. *Eğer bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluyorsa orda güneş batıyor demektir... *Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür. -NFK- *Çalışan insanlar,kötülük düşünmeye vakit bulamazlar.Çalışmayanlar ise,kendilerini kötülükten kurtaramazlar.-hz.ali- *Çalışma ve hareketlerin ya Hakk´a veya halka yaramalı,üçüncüsü şeytana yarar.O da boş durmaktır-geylani- *Dertli bir adamın, tereddüt ve dumanlarla dolu bir evi vardır; derdini dinlersen o eve bir pencere açmış olursun. -mevlana-
ZADEN DİNİMİZ DE KOLAYLIK DİNİDİR.. ALLAHU TEALA,PEYGAMBER EFENDİMİZ’İ İKİ ŞEYDEN BİRİNİ SEÇMEKTE SERBEST BIRAKTIĞI ZAMAN ,SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ GÜNAH OLMADIĞI TAKTİRDE MUTLAKA EN KOLAY SEÇERDİ..
O’NUN (sallallahu aleyhi ve selem) BU SÜNNETİ BİZİM DE YOLUMUZ OLMALI…
YÜCE RABBİMİZ BİZE NASIL KOLAYLIK GÖSTERMİŞSE,BİZ DE O’NUN KULLARINA AYNI ŞEKİLDE KOLAYLIK GÖSTERMELİYİZ…
KULLARINA KOLAYLIK GÖSTEREN ALLAHU TEALA’NIN DA KOLAYLIK GÖSTERECEĞİNİ VE ONUN ÖNÜNDEKİ YOKUŞLARI DÜZ EDECEĞİNİ AKLIMIZDAN ÇIKARMAMALIYIZ. YÜCE PEYGAMBERİMİZ . “BİR ŞEY SATARKEN ,SATIN ALIRKEN,BORCUNU ÖDERKEN,İNSANLARA KOLAYLIK GÖSTERENLERE ALLAH MERHAMET ETSİN. “ DİYE DUA EDİYORDU..
BU GÜZEL DUA’NIN VERDİĞİ HUZUR İLE,İNSANLARA GÖNÜL KAPILARIMIZI SONUNA KADAR AÇMALIYIZ..
ALLAH’IM..! YAPTIĞIMIZ HER İŞİ İYİLİKLE VE GÜZELLİKLE YAPMAYA,VE ONLARLA İLGİLİ AYET-İ KERİME VE HADİS-İ ŞERİFLERDEN İBRET ALMAĞA BİZLERE MUVAFFAK EYLE..AMİN..! “
YARATILANLARIN EN ŞEREFLİSİ OLAN İNSAN,ÜSTÜN MEZİYETLERLE DONATILMIŞ,KAİNAT ADEDA ONUN İÇİN YARATILMIŞTIR..
İNSAN EŞYAYI DEĞELENDİRME KABİLİYETİNE SAHİP KILINMIŞ,AMA O,BU KABİLİYETİ ALLAH HESABINA DEĞERLENDİRMELİ..
AMEL-I SALİH,HAKKI TUTUP KALDIRMAYI,İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKLERDEN SAKINDIRMA VE ALLAH İÇİN HER TÜRLÜ SIKINTIYA KATLANABİLMELİDİR...
RABBİNİ BİLMESİ,SEVMESİ,VE O’NUN (c.c.) EMİR VE YAŞAKLARINA UYMASI GEREKİR.. ZİRA İNSAN ALLAH’A MUHTAÇTIR..
İNSAN ACZ VE ZA’FINI KABULLENİP,HALİYLE BÜTÜN İHTİYACLARINI ALLAH’TAN İSTEMELİ VE HER HALÜKARDA ŞÜKRETMELİDİR..
Mükemmellik sadece Allah'a mahsus. Beşer ise şaşar. Beşerin de hepsi bir değil. Bazısı bazen şaşar, bazısı daha çok. Şaşmak, yani hata etmek, her şeyi mahveden, telafisi imkansız bir eksiklik değil insan için, insan olmanın bir tabiatı.
Fakat normal olmayan, hoş görülemeyecek olan, hatada ısrarlı olmak. Şaşmayı, hataya düşmeyi hal edinmek. Bir elbise gibi giyinmek. Beşer olma durumunu zaaflarına, hatalarına kalkan edinmek.
İşte bu durum beşer olmaya yakışan, yaraşan bir hal değil. Zira hatada ısrarla insanlık haysiyeti tehlikeye girer. Kişinin izzeti nefsi yaralanır, şerefi düşer. Oysa insan, şerefli yaratıldı. Ona şerefini Yaradanı verdi. Ona “eşref-i mahlukat” dedi. Bu durumda beşerin en önemli görevi, kendisine bahşedilen bu şerefi korumak değil midir? Öyledir, öyle olmalıdır.
Hatalara rağmen “şerefli” kalmak çok mu zor? Değil elbette. Yolu öğretilmiş. Tarihin en başından beri insanlığa rehber kılınmış kutlu elçiler tarafından. Çok kolaymış meğer. Yolun aslı hataya pişman olmak imiş.
Pişman olmak sadece insana özgü. O halde çok insanî, tamamen insanî. Önce hataları hata kabul etmek. Yakışmadığını, insanlık şerefiyle uyuşmadığını idrak etmek. Sonra yaptığına pişman olmak. Sonra bir daha yapmamaya karar vermek, azmetmek... Nihayet güzel bir dönüşle dönmek. Doğruya, doğru istikamete... Hep doğruya gitmek, yani dosdoğru olmak...
İşte böyle bir pişmanlık, böyle bir dönüş, bu dört adımlık dönüş, kesin bir dönüştür. Makbul bir dönüştür. Bu dönüşün adı “nasuh tövbesi”dir. Böyle bir tövbe her şeyden önce Cenab -ı Mevlâmız'ın bize bir emri: “Ey inananlar, tövbe-i nasuh ile Allah'a dönün...” (Tahrim,
Böyle bir tövbe, aynı zamanda o Yüce Elçi'nin bir müjdesi: “Günahlarına tövbe eden kişi, hiç günah işlememiş gibidir.” Evet işin sırrı pişmanlıkla tövbe imiş.
Meğer ne güzelmiş kalbin derinliklerinden kopup gelen şu sözler:
“Ya Rabbi ben pişmanım. Yapmış olduğum bütün günahlardan... Keşke yapmasaydım...”
Bu bir dönüş. Kendi özüne dönüş. Varoluş sebebine, asaletine... İnsanlığa...
Nice bin hatadan arınmaya... Eğri- büğrüden dosdoğruya.. Bu dönüş çok ciddi bir dönüş. Hayatın dönüşü. Bu dönüşe şahitler lazım. Hatalar gizliydi, ama dönüşe şahitler lazım. Onlar hazır, hep bu anı beklediler..
Müminler şahit. Ruhanîler şahit. Rabbanîler şahit. Melekler şahit. Allah şahit
Dünya imtihan yeridir. Imtihan deyince hastalik, fakirlik, ölüm gibi aci seyler akla gelir. Fakat imtihan sadece bunlar degildir. Insan, sihhat, zenginlik ve rahatlik ile de imtihan edilir. Hayir ya da ser, her seyin içinde imtihan vardir. Insanin dünya hayatinda yasadigi büyük imtihan Yüce Allah?a kulluk ve dostluk imtihanidir. Bunun için melekler ve cinler yaratilmistir, peygamberler gönderilmistir. Içimize nefs, karsimiza seytan, önümüze helal ve haramlar konulmustur Sonra bütün bunlarin arasinda bir tercih yapmamiz istenmistir. Önüne gelen her iste Allah rizasini seçenler, Hak katinda en akilli, en kazançli ve en sevgili kullardir Islerinde harami ve seytanin tarafini seçenler, gerçekte en akilsiz, en zararli ve en sevimsiz kullardir. Bazen hayri, bazen harami seçenlerin isi ise Allah?a kalmistir. Onlarin kalbi hastadir, gönül huzuru yoktur. Ta ki tevbe edip haramlardan kurtulana kadar. Ilk insandan, en son insana Ilk insanla imtihan baslamistir, son insana kadar devam edecektir. Peygamberler dahil, bütün mükellef insanlar bu imtihan meydanina çikarilmis, akilli olup büluga eren herkes için imtihan baslamistir. Bundan kaçmanin ve kurtulmanin imkani yoktur. En iyisi gönül hoslugu ile güzel olana katilmaktir. Bu imtihanda her kulun kalbindeki iman kontrol edilir, niyetine bakilir, neyi niçin sevdigi belirlenir, hayattan beklentileri bilinir, yaptigi isler tespit edilir. Böylece lehine veya aleyhine deliller birikir ve sonuçta Yüce Allah herkese hak ettigini verir. Bu imtihanla, mümin münafik birbirinden seçilir, Yüce Allah?i sevenlerle dünyaya gönül verenler, hayirlara kosanlarla güzel islerden kaçanlar birbirinden ayrilir, görevli melekler tarafindan herkesin yaptigi yazilir. Ahirette kazanan da kaybeden de bir delil, sebep ve sahide göre sonuç alir. Hiç kimseye haksizlik edilmez. Peygamberler de sinandilar Peygamberlerin niçin aci ve hastalik çektikleri, insanlar tarafindan hakaret gördükleri, yalnizliga itildikleri, yurtlarindan çikarildiklari, taslandiklari, aç kaldiklari dogru anlasilmazsa, insan vesvese ve fitneye düser. Çünkü peygamber Allahin dostu ve elçisidir. Seytan insana gelir ve: ?Yüce Allah, peygamberlerini niçin bu hallere düsürdü? Yerin gögün hazineleri O?nun ise, neden sevdiklerini aç birakti? Herseye gücü yeten Allah, neden düsmanlarina firsat verip peygamberlerini taslatti?? seklinde vesvese verip kulu dininde fitneye düsürür. Halbuki bütün bunlarda pek çok hikmetler ve büyük ibretler vardir. Imtihanin manasi, bilinmeyen seyi tesbit etmektir. Burada bilinmesi gereken sey, insanin içindekilerdir. Insanin içini bilecek ve görecek olan Yüce Allah degil, insanlardir. Yüce Allah zaten herkesin gizli açik her seyini bilmekte ve görmektedir. Bunun için ayet-i kerimede: Allah yolunda cihat edenlerinizi belirlemek, sabredenlerinizi tespit etmek ve haberlerinizi ortaya koymak için sizi imtihan edecegiz. (Muhammed, 31) buyrulmaktadir.
Insanliga örnek olsun diye Bütün peygamberler, iman ve ahlâkta örnektirler. Yaradilislari tertemiz, kalpleri ilâhi ask ve edeple doludur. Onlar, her halleri ile ilâhi ahlâki temsil eder. Iste onlardaki bu güzel hallerin ve yüksek ahlâkin gözükmesi için bir sebep gerekir. Aydinligin taninmasi için karanligin lazim oldugu gibi. Insandaki sabir seviyesi de aci hallerde belli olur. Edep, edepsiz insanlarla anlasilir. Mertlik ve adalet, düsmanlarla ortaya çikar. Takdire riza hali, afet, dert ve hastaliklarda kendini gösterir. Allaha teslimiyet zor ve dar anlarda anlasilir.
Kisaca, ateste yanmadan, altin cevheri ortaya çikmaz. Bunun için Allahu Tealâ, Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz?in serefli kalbindeki iman ve ilâhi aski ortaya çikarmak için O?nu en agir ve aci imtihanlara tabi tutmustur. Sikinti atesleri içine salarak gönlündeki sakli sevgiyi, merhameti, sabri, azmi, edebi ve diger güzel halleri ortaya çikarmistir.
Böylece Efendimiz s.a.v. Allaha dostluk yolunda insanlara örnek olmustur. Bu yolun ne kadar kiymetli ve tatli oldugunu çektigi çilelerle göstermistir. Ilâhi askin insana neler yaptiracagini, en siddetli sikinti ve zorluklara gönül hoslugu ile sabrederek ispat etmistir. Onun günlerce açlik çekmesi, kavmi tarafindan terk edilip yalniz birakilmasi, hiç hak etmedigi hakaretleri görmesi, taslanmasi, hasta olmasi, yakinlarinin ölüm acisini tatmasi, savaslarda yaralanmasi, sevdiklerini sehit vermesi; evet bütün bunlar az önce belirttigimiz hikmetler içindir. Allah Rasülü s.a.v. Efendimiz, bunca sikintilar yaninda, yerlerde ve göklerde hiç kimseye nasip olmayan bir heybet, izzet, seref, itibar, sevgi, hürmet, iltifat, zafer ve devlete de ulastirilmistir. O, bunca nimetler içindeki imtihani da en mükemmel sekilde vermistir. Acilara sabrederek, güzelliklere sükrederek, her iki halde de büyük bir tavazu ve edebe bürünerek Yüce Allah?a dostlugunu ve kullugunu en üst seviyede yerine getirmistir. Bütün peygamberlerin çektigi çileler bu manadadir. Onlar, Allah yolunda en aci ve agir sikintilari bizzat yasayarak, insanlara yol açmislar, korkak ve tembel nefislerin kulluk yolunda engel gördügü bos bahaneleri ortadan kaldirmislardir. Her halimiz bir imtihan Iman, Yüce Allah?i tercih etmektir. Mümin, Yüce Allaha dost olmak isteyen kimsedir. Yüce Allah her müminden bu dostlugun geregini istemektedir. Ayette, ben inandim diyen bütün insanlara: Sözde kalmayin, imanin geregini yapin, sadik ve samimi oldugunuzu kullugunuzla gösterin, Allaha kavusmak isteyenler ölüme hazir olsunlar. (Ankebut, 2-5) uyarisi yapilmistir. Müminin imtihani su üç alanda gerçeklesir: Ibadetleri yerine getirmede, haramlari terk etmede, bela ve musibetlere sabretmede. Bunlarin özü ilâhi muhabbet ve samimiyettir. Allah dostu deyince bunlar akla gelir. Dinde bos davalara ve iddialara yer yoktur.
?Ben Allahin dostuyum diyenlerden dostluk istenir. Arifler demistir ki: Bir kul, bütün ibadetleri yapsa, fakat bütün haramlardan sakinmasa, Allahin dostu olamaz. Isin asli, kalbin Yüce Allahi sevmesi ve Onun rizasini her seye tercih etmesidir.
Mümin, kalbinin halini aci-tatli her iste ve ibadette kontrol etmelidir. Namazda ihlâsli oldugu gibi, bir sikintiya sabrederken de ihlâsli olmalidir. Bir günahtan kaçarken de Allah rizasini aramalidir. Kuldan hastalik halinde edep, tavazu, riza ve teslimiyet beklendigi gibi, sihhat, afiyet, genislik ve zenginlik halinde de ayni seyler beklenmektedir. Kisaca imtihanin merkezi kalptir; kalpte aranan samimiyettir. Hedef, iç ve disla Allaha yönelmektir. Bunun için ayette: Kötülükleri terkedip hakka dönmeleri için biz onlari iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik. (Araf, 168) buyrulmustur.
Allah dostlarindan Süfyan es-Sevrî k.s. kadin velilerden Rabia Adeviyye k.s.nin yanina geldi. Sordu: - Her kullugun bir sarti ve her imanin bir hakikati vardir. Senin kulluk sartin ve imaninin hakikati nedir?? Su cevabi aldi: -Ben Allahin atesinden korkarak Ona ibadet etmem. Yoksa, efendisinin korkusundan ona itaat eden hizmetçi gibi olurum. Ben cennet muhabbeti ile de kulluk etmem. Böyle yaparsam, kendisine bir seyler verildiginde efendisine hizmet eden hizmetçi gibi olurum. Ben ancak Yüce Rabbimi sevdigim ve Ona kavusmak istedigim için ibadet ederim.? (el- Mekkî, Kûtu?l-Kulûb)
Urve b. Zübeyr rh.a.in bir hastalik sebebiyle bir dizinden asagisi kesildi. Buna karsilik o: ?Benden ayagimin birisini alan Allah?a hamd olsun. Ya Rabbi, sen birisini aldiysan, digerini biraktin. Bir bela verdi isen, afiyet de verdin. dedi ve o geceki virdini, gece ibadetini ve zikrini terketmedi. (Gazalî, Ihya) Yine Ihyada su olay nakledilir: Hz. Isa a.s. bir adama ugradi. Adam, gözleri kör, iki tarafi felçli, kötürüm bir halde yatiyordu. Bütün bu dertler içinde adam söyle diyordu: - Insanlarin çogunu düsürdügü hastaliktan beni kurtaran Allaha hamd olsun.?Hz. Isa a.s. sordu: - Allah seni hangi hastaliktan kurtardi ki, sükrediyorsun?? Adam su cevabi verdi: - Ben, Allahin kalbime koydugu marifet (Onu tanima) nuru sebebiyle, kalbine koymadigi kimselerden daha iyi haldeyim. Hz. Isa a.s. dogru söyledigini belirtti, adamin elini tuttu, dua etti, o da sifa buldu. Bundan sonra bu adam Hz. Isa a.s.in yakin arkadasi oldu. Cenneti hakedebilmek Rasulullah s.a.v. Efendimiz, cennetin sikintilarla, cehennemin ise nefsin hosuna gidecek seylerle sarildigini haber vermistir. (Tirmizî, Hakim, Elbanî)
Allahu Tealâ, cenneti çok kiymetli ve serefli yaratmistir. Sevdiklerine cemalini orada seyrettirecektir. Bu hedefe yönelen müminlerden gayret ve hasret beklemektedir. Bunun için cennet yolunun basi aci, sonu tatli yapilmistir. Allahin razi oldugu isleri nefs istemese de, müminin akli ve imani güzel bulup pesine düsmelidir. Nefse günahlarin çekici, hayirli islerin sikici gelmesi, imtihanin en zor yanidir. Aslinda isin tadi ve sirri burada gizlidir. Allahu Tealâ, benim yolumda sizden öncekiler gibi çile ve zahmet çekmeden cenneti beklemeyin diyor. (Bakara, 214)
Allah yolunda çekilecek çilelerden birisi de, Allah için sevilen müminlerin sikintilarina sabredip, dostlugu bozmamaktir. Bunda hem gönlü, hem de cenneti kazanmak vardir. Insanin en büyük imtihani yakinlariyla olur. En büyük sikinti tanidiklardan gelir.
Çünkü onlarla paylasilan bir hayatla birlikte birçok haklar vardir. Cennetlik müminlerin en belirgin vasfi, geçimi zor insanlara yumusak davranmak, onlari Allah için idare etmek, kalbinde hiçbir mümine kin, haset ve intikam hirsi tasimamaktir. Insanlarin yükünü çekmek ve onlarla güzel geçinmek, peygamberlerden kalan en faziletli ve en gerekli sünnettir.
YA RAB.!
Bir ışık sun ya Rab bize..!
Gönlümüz Nurlar dolsun..
Yollarımız çıksın düze,
Her arayan Seni bulsun..
Gökler yere Rahmet döksün,
Ufuklarda şafak söksün,
Zulümler yıkılıp çöksün,
Her yanda Namın duyulsun
YA RAB.!!