*Rüveyda'nın huzur evin'de hosgeldiniz..*

Audici


Powered by Audici
Image Hosted by ImageShack.us

İtaatte edebi gözetmek

İslamiyet insanlara ahlaki ve insani hususları gayet mantıki bir tarzda öğretirken, onları hiçbir zaman yapamayacakları işlere zorlamamıştır. Aksine, onlara iyi ve rahat yaşamak için birçok imkanlar tanımıştır. Allahü teâlâ, insanların rahat ve mesut yaşamasını istemekte ve bunun için de, insanların günah işlememesini emretmektedir. Zira Müslüman, kendisinin daima Allahü teâlânın huzurunda olduğuna inanır ve bu sebeple günah işlememeye, emredilenleri de yapmaya çalışır. Ebü’l-Berekat Hakkari hazretleri; “Edep, kulun, Allahü teâlâya karşı vazifelerini, vakitlerini nasıl değerlendireceğini, haramlardan nasıl korunacağını bilmesidir” buyurmuştur.

Namaz kılmak, Allahü teâlânın huzurunda durmak demektir. Namazda kalbin kötülüklerden temizleneceği, Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir. Zira kötülüklerden temizlenmemiş bir kalb ile, Allahü teâlânın huzuruna çıkılamaz. Namazın büyük ve önemli bir ibadet olduğu, şartlarının çokluğundan anlaşılmaktadır. Ayrıca, vacibleri, sünnetleri, müstehabları, mekruhları, müfsidleri de bunlara eklenirse, kulun Rabbinin huzurunda nasıl bulunması lazım geldiği daha iyi anlaşılır.

İnsan, aciz, güçsüz, zavallı bir mahluktur. Her nefeste, kendisini yaratan Allahü teâlâya muhtaçtır. Bunun için namaz kılmak, kul ile Rabbini ayıran ve kula haddini bildiren bir ibadettir. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
“Nice abdest alanlar vardır ki, abdesti güzel almaz ve nice namaz kılanlar vardır ki, hudu ve huşu ile kılmazlar. Eğer kendini karınca ısırmış olsa, namazı bırakıp o karınca ile meşgul olurlar. Halbuki Allahü teâlânın azametini bilenlerin, ellerini ve ayaklarını kesmiş olsalar hiç direnmezler. Zira onların ibadetleri Allahü teâlâ içindir. Allahü teâlânın huzurunda duran kimse, Onun heybet ve azametini bildiği, tefekkür ettiği kadar huşu eder, korkar. Hükümdarlardan birinin huzurunda bir kişiyi akrep sokar, o da sabreder, hükümdara hürmet için hiç hareket etmez. Ya heybet ve azamet sahibi olan Allahü teâlânın huzurunda duranın hali nasıl olmalıdır? Elbette Allahü teâlânın huzurunda, daha ziyade huzur ve huşu gerektirmektedir.”

Allahü teâlâya ve Onun Resulüne karşı edebi takınarak huzur ile ibadet edenler ve haramlardan sakınanlar, yüksek derecelere, cenâb-ı Hakkın rızasına kavuşurlar. Ebu Ali Dekkak hazretleri anlatır:

“Vezirin birisi bir gün hükümdarın huzurunda iken, orada bulunan hizmetçilerin birisinden bir ses duyar ve o tarafa bakar. Hükümdar da, vezirin kendisiyle ilgilenmeyip, başka bir yere baktığını görür. Vezir, bu durumu fark edince, o tarafa bakmasının, hükümdar tarafından yanlış anlaşılmaması için bakmasına devam eder. Vezir, bundan sonraki toplantılarda da, hükümdarın huzurunda bulunurken, hep bir yere bakar. Böylece hükümdar, vezirin bu halinin tabii olduğunu, edebde kusur etmediğini ve gözlerinde şaşılık bulunduğunu zanneder.

Edeb ve korkuda, kendisi gibi mahluk olan birisinin huzurunda, bu şekilde dikkatli olan bir kimsenin, kendisinin ve her şeyin sahibi, yaratanı olan Allahü teâlânın huzurunda nasıl durması gerektiğini, iyi düşünmesi lazımdır.”

Netice olarak insanın şerefi, kıymeti, ilmi ve edebi ile ölçülür. Allahü teâlâya karşı edebi gözetmeyen bir kimse, kullara karşı da edebli olamaz, onlara şefkat ve merhametle yaklaşamaz. Allahü teâlâya karşı edeb ise, Onun emirlerini yapmak ve yasak ettiklerinden de sakınmaktır. Zira edebi gözetmeyen, Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz.


KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''

Hz.MUHAMMED
(S.A.V.)

19/12/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (0) Yorum yaz! |

Müslümanda vesvese olur‏

Kalbine imanla ilgili vesvese gelen, ileride büyük makamlara layık kişidir. İbadetleri yapıp, ilmihal bilgilerini öğrenmeye çalışan kimseye, Allah’ı, ahireti inkâr gibi düşünceler gelmesi, onun imansız değil, imanlı olduğunu gösterir. Meyveli ağaç taşlandığı, hırsız mücevher olan eve girmeye çalıştığı gibi, şeytan da imanlı olanlara saldırır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

İmanla ilgili kötü vesveselerin gelmesine sebep, imanın kâmil olmasıdır; çünkü hadis-i şerifte (Böyle vesveseler, imanın olgun olmasındandır) buyuruldu.

Peygamber efendimiz Kâbe’deyken, Müslümanların yanı sıra bir de Yahudi geldi. O zamanlar Kâbe’ye Yahudilerle müşrikler de geliyorlardı. Müslümanın biri Peygamber efendimize, (Ya ResulAllah, şeytan bana namazda çok vesvese veriyor, ne yapmam gerekir?) diye sordu. Yahudi hemen atılıp, (Bizim dinimizde vesvese yok, şeytan bize vesvese vermiyor) dedi. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz, (Ya Ali, bunun cevabını sen ver!) buyurdu. Hazret-i Ali, (Ya ResulAllah, boş eve hırsız girmez) dedi.

Böyle vesveseler birçok kimsede olabilir. İmanım gitti diye şüpheye düşmemeli, böyle düşüncelere önem vermemeli, her zaman Allahü teâlâyı anmaya çalışmalıdır! Peygamber efendimiz, (Şeytan vesvese verir. Allah’ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse, vesveselerine devam eder) buyuruyor.

Vesvese ilimle, dua ve zikirle azalıp yok olur. Bunun için, bilhassa günaha meyledildiği zaman, hemen Allahü teâlâyı anmalı, istiğfar, salevat ve dua okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı.

Ayrıca, bir meşguliyet bulmalı, boş oturmamalı. Boş oturanları Allahü teâlâ sevmez. Bir kimse boş oturursa ona şeytan musallat olur. Çalışmayıp boş gezenler zengin olsalar bile, bunların arkadaşları şeytan, kalbleri de şeytanın konağı olur. Çalışmak ibadettir. Çalışan Allah’ın dostudur. Onun dostu olmak, rızasını kazanmak için boş durmamalı. Bir gün, Peygamber efendimiz bir yerden geçerken, boş duran birisine selam vermedi. Dönünce aynı kimseye selam verdi. Eshab-ı kiram, bunun hikmetini sorunca buyurdu ki:

(Giderken hiçbir iş yapmıyordu. Boş duranı Allah sevmez. Allah’ın sevmediğine selam vermedim. Dönünce ise, bir çöple yeri karıştırmak suretiyle de olsa, bir şeyler yapıyordu. Onun için selam verdim.)

Şeytan müminin kalbine giremez. Ancak pencereden vesvese verir. Mümin, kalbinden ruh âlemine pencere açılmış bir kimsedir. İnanmak ve istifade etmek için feyz penceresi açılır. Kâfirin ruh âlemine açılan penceresi kapalıdır
.

Audici

11/12/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Vermeyi istemeseydi istemek duygusunu vermezdi

Her şey gönlün derinliklerinden geleni fark etmekle başlar. Onu anlamakla
kemale erişir. Ondan nasiplenebilmekle de zirveye tırmanır.

Allah herkesin kalbine bir kapı koymuştur, derinliklerde gizli. Bu kapıdan
girenler hüsrana uğramazlar, o kapıya erişenler nasipsiz kalmazlar. Bu kapı
Hak kapısıdır.

Vermeyi istemeseydi istemek duygusunu vermezdi. Önce istemekle başlar her
şey. Cüzi irade ile başlangıcı bizim yapmamız gerekir. Gerçi Allah sebepler
dairesi dışında bazı kullarına özel lütuflar verebilir ve kapılarını kendi
açabilir ama bu istisnai durumdur, genele mal edilemez.

İradeniz ile almanız gereken yolu aldığınızda inayet-i ilâhi tecelli eder ve
Allah kendisinden başka kapılara yönelmenizi, rahmeti ile engeller.

Kul muhabbet kapısından girince o güne kadar hiç görmediği, belki sadece
duyduğu bir sevgi çağlayanına ulaşmış olur. Sevdiğinden daha fazla seven,
onu ondan daha iyi bilen ve her ihtiyacını verebilme kudretinde olan Zata
ulaşır.

Bu, dünyadan ve çevremizden yüz çevirmek değildir. Sevginin merkezine tüm
sevgilere en layık olan oturtulur, tüm sevmeler de O’nun çevresine. Yani
önce O sevilir, sonra her şey O’nun için sevilir.Bir kalpte iki sevgi olmaz
sözünü de bu doğrultuda anlamak gerekir.

Bu kapının anahtarı tefekkürdür ki bilinen ibadetler içerisinde semeresi en
çok olanlardan biridir.

O’nu bulmak marifet iledir. Marifet de tefekkür ile olur. Önce kendi içinize
dönmeyi öğrenin. Kafanızda sizi meşgul eden tüm problemler ve muhakemeleri
bir tarafa bırakın. Dupduru olun. Sonra kalbinizin derinliklerine doğru yola
çıkın. O bize, bizim tahmin ettiğimizden daha yakındır.


Açılın kalp kapıları! Rabbimi bulmaya geldim deyin. Rabbinizi orada sizi
bekler bulacaksınız.

Hiçbir şey söylemeyin isterseniz. Kalbinizin tüm burukluğu, içinizin tüm
susamışlığı ve günahlar altında iki büklüm olmuşluğunuzla sadece Ya
Rabbi!deyin, yetecektir.

Kulunun kendisine dönmesi kadar O’nu hoşnut eden başka bir şey olmayan
Rabbimizin,Lebbeyk Kulum! Söyle ne istiyorsun? Nedir seni üzen? Beni bulan
ve rızamı alan kulumu ne mahsun edebilir ki? Sen mahsun olma. Ben senin
vekilinim dediğini duyarsınız belki Rabbim nasip ederse.

Bu öyle bir lütuftur ki onu elde edenin kapısını çalacağı başka bir merci,
açamayacağı hiçbir kapı kalmamıştır.

Öyle bir sevgiliyi sevin ki size her şeyi vermeye gücü yetsin, her
ihtiyacınızı görsün, sizi hep gözetsin. Öyle bir sevgiliye kendinizi
sevdirin ki O sevdi mi kainattaki tüm kullarına da sizi sevdirsin. O’nun
adıyla çaldığınız tüm kapılar ardına kadar açılsın. Muhabbetiniz muhabbetle
mukabele bulsun.

İşte insanın yaradılış gayesinin başlangıç noktası budur. Diğerleri onun
arkasından gelir.

Unutulmaması gereken bir fark vardır. Allah’ı bilmek ayrıdır, O’nu idrak
etmek ayrıdır. Bilmek marifetle, idrak tefekkür ile olur.

Her şeyde esma-i ilahiyeyi görmek marifettir. Allah’ı her yerde görmenin,
bilmenin belli bir mantığı yoktur. Bu his dünyası ile ilgilidir. Allah’ı
bilmek ancak onu hissetmekle olur.

O tecellileri tefekkür etmek de idrake götürür. Allah’ı idrak ettiğinizde
kemalâta ermiş, kalbinizde mutmainliği yakalamışsınız demektir. Artık kalp
kapılarınız ardına kadar açılmıştır. Attığınız her adım sizi ayrı bir
muhabbete, gördüğünüz her lütuf ayrı bir hayrete götürecektir.

Artık her anınızda O’nun büyüklüğünü ve muhabbetini gözyaşları içerisinde
seyre koyulacak, Sübhanallah ile ayrı bir tefekkür, Allah-u Ekber ile başka
bir hayret, Elhamdulillah ile de şükür ufuklarını yakalayacaksınız Rabbimin
izniyle.

Rabbim bizleri kendini hakkıyla idrak eden kullarından eylesin. Amin.
 

5/8/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Aslinda süslenmek, güzel görünmek Kadinin fitratinda olan seyler


Nedense bir cok ülkenin Hanimlari evlense dahi Bakimini güzelligini korurken 
bizim "türk hanimlari" kendini cabuk birakiyor...
En Sevdikleri sözde "alan almis satan satmis" kime süsleneyim

Bakim derken Islami cercevede uygun bir bakimi kastediyorum...
Mesela bir ev hanimi bütün gün evde is yaparken rahat kiyafetler giyiyor,
 yerine göre yemegi vs o giysiler ile yapiyor ve dogal olarak aksam olunca 
üstü basi kirli veya koku almis olabiliyor.

Buna ragmen esini ister kapida ister evde karsilarken
 üzerine degistirmeyi düsünmüyor.

Oysa o Insan bütün gün calisirken sonra, gözlerini harama bakmaktan
sakindiktan sonra 
eve geldiginde onun icin süslenmis bir Hanimi karsisinda 
gördügünde eminimki cok ferahlayacaktir... 

Aslinda süslenmek, güzel görünmek Kadinin fitratinda olan seylerdir
 Buna ragmen secmis oldugunuz Esinize karsi niye birakiyorsunuz kendinizi? 
Mesela insan nasilsa evlendim diyor...ama hic korkmuyor bana olan sevgisi 
zamanla eksilir yada ona karsi ilk gündeki görünümüm ile olayimki Sevgisi
 hep ayni sekilde baki kalsin....

Her hanim temiz ve kendine karsi bakimli olan bir esi ister.
Ayni sekilde bunu Bayanlarda yapsa Esleriniz sevinmezmi?

Bence Islami bir kadin dahada gözönünde oldugu icin bir
 "örnek" temsil ettigi icin bu konuda dahada dikkat etmesi gerekiyor.


Evlendikten sonra, dogumlardan sonra dogal olarak bir kadin kilo alir.
Fakat o kilolar üzerinde kalmasi lazim dogal diye birsey yok. 
Elbette dogum yapmadan önceki halinizi alamazsiniz ama en azindan hedefi
 oraya koyarsaniz fazla bir degisim olmaz.
Sonra disarida Dügüne gider gibi süslenen bayanlar, güzel kiyafetlerine
 misafirlige veya disariya saklayanlar, neden bunlari Rabbinizin huzuruna
 giderken giymiyor yada neden Esiniz icin evinizde giymiyorsunuz? 
Insan Sevdigi icin süslenip güzel görünmek istemezmi?

28/7/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Allahu Teala sabredenlerle beraberdir..


İnsan,dünya üzerine ayak başmış,ahiret istikametine yürüyen
Bir garip yolcudur..
hayat  devam ettirebilmek için pek çok şeye muhtaçtır.
EL-GANİ (mutlak zengin)ve ES-
Samed(hiçbir şeye muhtaç olmayan,
Herkes Kendisine muhtaç olan)yalnızca Allah Teala’dır..
“Ey insanlar!siz Allah’a muhtaçsınız.Halbuki GANİ(hiçbir şeye muhtaç olmayan) HAMİD(hamd edilmeye yegane layık olan) ancak Allah’tır”
(El-Fatır,35/15 ) Ayet-i kerimesi bu hakikati en açık şekilde beyan eder..
İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi,insanın aczine,fakirliğine,ve ihtiyaçlarına da nihayet yoktur..
Bu noktada insanın tevekkül edip dayanacağı ,güvenip bağlanacağı
Ve ihtiyaçlarını arzedeceği varlık ,Kainatın Halıkı ve Rabbi olan
Allahu Teala’dır..
Bu gerçeği bir neticesi olarak Rabbimiz,”Yalnızca Sana
kulluk eder,
Ve yalnızca Sen’den yardım dileriz”(El,Fatiha,1/5)muhtevasında bir
kulluk 
Ömrü sürmemiş ve yardımı sadece Kendisinden istemiş gerektiğini haber vermekte,bu yardım talebinin öncelikli şartının da “
kulluk “olduğunu
Bildirmektedir.
O halde yardım sadece Allahu Teala’dan istenecek,ve O’ndan (c.c.)dan
Gelecektir..
İlahi yardım gelmesi için ,onu celbedecek yollara ve vesilelere tevessül
Etmek lazimdir.
Yüce Rabbimiz ,şu Ayet-i kerimede bunlardan ikisini bildirir..
“Ey iman edenler!sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin.muhakkak Allah
Sabredenlerle beraberdir.”(El-bakara ,2/153)
Evet,yardımı gelmesini sağlayacak iki yol,sabır ve namaz…
Sabır,itidali muhafaza etmek,tahammül göstermek,acıya katlanmak,
Sıkıntı ve meşakkatleri karşı mukavemet etmek,aklın ve dinin gösterdiği
Yolda sebat etmektir..
Sabır,nefsi emredilen şeyleri yapmaya ve nehyedilen şeylerden sakınmaya
Mecbur kılmaktır..
Sabır,başa gelen bir musibet anında birden tehevvüre kapılarak daha sonra
Pişman olunacak işler yapmayı engelleyen bir teselli vasıtasıdır..
Allah Rasulü (s.a.v.):
“Hakiki sabır,felaketin ilk anında gosterilendir.”buyurmuştur.(Buhari)
İlahi yardımın celbi için tavsiye edilen ikinci yol namazdır..
Namaz ibadeti,kulun Allah Teala’ya teşekkürüdür..
Şükür insana nimetleri hatırlatır,ve nimet verenin emirlerine uymaya teşvik eder..
Ayrıca kişi,namaz kıldığı zamanlarda onun gerektirdiği hale bürünmeli,
Namaz haricindeki mutad haline muhalefet etmeli,ve bu noktada sabır göstermelidir..
Allahu Teala sabredenlerle beraberdir..
Çünkü sabredenler,hiçbir zaman Allah’ın zikrinden uzak kalmazlar..
Sabırsızlar ise bunu başaramazlar..onlar kalpleri zikr-i ilahiden
gafil olur.
Zikirden (ALLAH’I ANMAK)
gafil olan kalp ise,bütün dünya zahiren
Kendisinin olsa bile,her türlü endişe ve sıkıntılarla dolup taşar..
Dolayısıyla kullar,belalara tahammül gösterme,günahlardan uzak durma,ve itaate devam etme hususunda sabır ve namazla Allahu Teala’dan
Yardım istediklerinde,Kainatın Yaratıcısı ve Sahibi olan Allah,onlara mutlaka yardım edecek,onlara olan Tevfik ve lutuflarını artırarak devam edecektir.
selam ve dua ile

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''

Hz.MUHAMMED
(S.A.V.)

20/7/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) Yorum yaz! |

<Önceki Yazilar |